Ankara’yı Türkiye Cumhuriyetinin başkenti yapan ve bir
bozkır kasabasında modern bir şehir kuran Atatürk, bu yönüyle de,
günümüzdeki, şehircilik, çevre ve tabiat güzelliği kavramlarına,
1920’li yılların şartları içinde ışık tutan bir dehadır. Bu
kavramların bilinmediği ve konuşulmadığı o yıllarda, şehircilik
uzmanlarını getirterek, Cumhuriyetin başkenti Ankara’yı düzene
sokan, ağaç diktiren, bulvarlar açtıran, Çiftliği kuran, sefaret
bahçelerinde yeşilliğe imkan veren Atatürk, diğer yönleriyle olduğu
gibi, bu yönüyle de her zaman örnek alınması gereken eşsiz büyük bir
önderdir.
Atatürk’ün kişiliğini
oluşturan etkenler arasında bitki ve hayvan sevgisinin de önemli bir
yeri bulunmaktadır. Atatürk, yaşamının son günlerinde de yeşillikler
arasında olma özlemini duymuştur. Yeşilliği olduğu kadar barışı da
seven Atatürk’ün Anıtkabiri’ne dünya uluslarının gönderdikleri
fidanlarla meydana gelen Barış Parkı, ölümünden sonra da Ata’nın
kişiliğiyle bütünleşmiştir.
Dayısının
çiftliğinde
Atatürk’ün
doğa sevgisi, babası öldükten sonra annesi ve kardeşi ile beraber
Selanik’in otuz kilometre yakınlarında Zübeyde Hanımın ağabeyi olan
Hüseyin Ağa’nın çiftliğine yerleşmeleri ile başlamıştır. Burada,
Atatürk çiftçilik işleri ile uğraşarak, yeşilliğe, toprağa ve doğaya
ilgi duymuştur. O’nun bitki ve hayvan sevgisinin ilk belirtileri, bu
çiftlik yaşamından kaynaklanmaktadır. Çünkü O, ilerki yaşamında
çiftlikler kuracak, hayvan besleyecek ve ağaçlandırmaya büyük önem
verecektir.
Atatürk’ün sınıf arkadaşlarından Ali Fuat
Cebesoy, O’nun doğa sevgisini belirtirken bir anısını şöyle
anlatır:
Harp Akademisi’nin üçüncü sınıfına
geçtiğimiz zaman Mustafa Kemal, Selanik’e sılaya gitmeden önce bizde
misafir kaldı. O günlerin birinde Satılmış Çavuş’u da alarak
Alemdağı’na uzandık. Arkadaşım samimi bir doğa aşığı idi. Ormanlık
yerlerden çok hoşlanırdı. Öğleye doğru pınar başında mola
verdik...Uzaklarda bir kasır vardı ve manzarası harikulade güzeldi.
Adeta Mustafa Kemal’i büyüledi...Oradan ayrılırken Mustafa Kemal:
‘Fuat’ dedi, ‘İnsan yaşlandıktan sonra şehirlerin gürültülü
hayatından uzaklaşmalı, böyle sakin ve ağaçlık bir yere
çekilmelidir. Bak, şu karşıdaki köşk insanın ruhuna nasıl bir
ferahlık veriyor.”
Afet İnan, Atatürk ve Çankaya’nın ilk
Cumhurbaşkanlığı Köşkü için seçilmesini anlatırken şöyle diyor:
“Atatürk’ün Çankaya’yı seçmesinde etken, birkaç büyük karakavak ve
söğüt ağaçlarının bulunması idi. Onların rüzgarlı günlerdeki
hışırtısından daima zevk duyardı.”
Atatürk doğayı çok seven bir insandı.
Yeşile, çiçeğe, ağaca hayrandı. Nezihe Araz, Atatürk’ün
ağaçlandırmaya verdiği önemle O’ndaki doğa sevgisini bir söyleşide
şöyle dile getirmiştir:
“Ne oldu buradaki ağaca”
“Çankaya köşkünden Meclis binasına giderken
o günün Ankara’sında bir tek iğde ağacı vardır. Mustafa Kemal, her
gün ağacın önünden geçerken arabayı yavaşlatıyor ve ağacı
selamlıyor. Bir gün; ‘Bakın bu benim...’ derken, o ağacın yerinde
olmadığını görüyor. Büyük bir telaşla otomobili durdurup iniyor.
Buradaki işçilere; ‘Ne oldu buradaki ağaca’ diyor. ‘Efendim, yolu
genişletmek için ağacı kestik’ cevabını alıyor. Arabasına dönen
Mustafa Kemal ağlamaya başlıyor. Bunun başka yolu yok muydu?
diye.”
Afet İnan, Atatürk’ün doğa ve ağaç sevgisi
ile ilgili olarak şöyle diyordu:
“1919 yılında Atatürk Ankara’yı pek az
ağaçlı bulmuştu. O, eski adı Orman Çiftliği olan yerde, orman
yetiştirmeyi kendisine ideal edinmişti. O’nun için her ağaç yeni,
kıymetli birer varlıktı. Bunların yetiştiğini, büyüdüğünü görmek,
bir idealin tahakkuk edişindeki zevki kendisine veriyordu. Gazi
Orman Çiftliği, insanların irade ve çalışmalarıyla, tabiatı
güzelleştirme ve verimli kılma kuvvetinin bir
örneğidir.”
Atatürk’ü yakından tanıyanların şu ortak
görüşte birleştikleri görülmektedir: “Atatürk doğayı severdi.
Ağaçlandırmaya önem verirdi.” Bir gün Atatürk, Kurmay Başkanı İsmet
Bey’le Diyarbakır çöllerinde atla gidiyorlarmış. Mustafa Kemal demiş
ki: “Çabuk bana yeni bir din bul. Ağaç dini. Bir din ki, ibadeti
ağaç dikmek olsun.”
Atatürk’ün doğayı, ağacı sevmesinin en
belirgin örneklerinden birisi de kuşkusuz Atatürk Orman
Çiftliği’dir. Atatürk, 1925 yılında kendi aylığından ödeyerek
çiftliğin bugünkü yerini satın almıştır. O yıllarda bu topraklar,
ortasından demiryolu geçen bataklık ve boş bir araziydi. O, toprağa
karşı zafer kazanabileceğini de kanıtlayarak çiftliği burada kurdu.
Bugün, Ankaralılar için çiftlik bir dinlenme yeri haline gelmiş,
Atatürk’ün önderliğinde dikilen ağaçlar büyümüş, gölgesinde insanlar
dinlenir olmuştur. O doğadan zevk alan bir insan olarak, yeşilliği
ve ormanı daima sevmiştir.
Falih Rıfkı Atay, “Atatürk çiftlik
dağlarının ormanlaşması için bizzat uğraştı. Hemen her ağaçta hakkı
vardır” derken; Afet İnan da, “Orman Çiftliği’nin her ağaçlandırma
evresinde Atatürk’ün bakışı, görüşü, emeği vardır” diyor. Eski adı
Orman Çiftliği olan yerde orman yetiştirmeyi amaç edinmişti. Onun
için her ağaç eski ve yeni, kıymetli birer varlıktı.
Özlemi tüm ülkeyi
ağaçlandırmaktı
Atatürk’ün ağaç ve yeşillik sevgisi, yalnız
Ankara’ya has bir özlem değildi. “Bu vatan, çocuklarımız ve
torunlarımız için cennet yapılmaya değer” diyen Atatürk’ün özlemi,
tüm ülkeyi ağaçlandırmaktı, yeşillendirmekti.
Bir gün, İstanbul’un eski vali ve belediye
başkanlarından Muhittin Üstündağ ve Afet İnan’la birlikte boğazda
bir motor gezisinde Salacak önlerinden geçerken; “Bu güzel yerleri
ağaçlarla bir kat daha güzelleştirmek için İstanbul Belediye Başkanı
olmak istiyorum” derken, Atatürk’ün bu sözlerindeki gerçeği çözmek
elbette güç değildir.
Ülkemiz toprakları üzerinde Atatürk’ün yakın
ilgisi ve sevgisiyle Yalova yeşil bir cennet köşesi haline
gelmiştir. Muhsin Zekai Bayer, Atatürk’ün Yalova’yı ağaçlandırma
çabalarını şöyle anlatır:
“Yalova kaplıcalarının yeşil cennet
diyarı ve çam ormanları, Atamızın çabaları ile meydana
gelmiştir...İlk iş olarak o zamanın ünlü bahçıvanlarından Pandeli
Efendi’yi Boğaz içindeki çiçek bahçesinden alarak işin başına
geçirtmiştir. Onun yakın ilgileriyledir ki, bu gün ‘Çam Burnu’ adı
verilen ormanlık alan yaratılmıştır.”
Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi açış
konuşmalarında, doğal varlıklarımız olan ormanların korunması,
dengeli ve tekniğe uygun şekilde işletilmesine yönelik konulara da
yer vermiştir. 1 Mart 1922 yılında 1. Dönem 3. Yasama Yılı
konuşmasında, ormancılığın kurallarını şöyle belirtmiştir.
“Gerek tarım, gerek memleketin varlık ve genel
sağlığı konularında önemi kesin olan ormanlarımızı da modern
önlemlerle iyi duruma getirmek, genişletmek ve en yüksek faydayı
sağlamak da önemli kurallarımızdan biridir.”
Atatürk, bir ağaç dalının kesilmesine rıza
göstermeyecek kadar yeşili ve ağacı seven bir varlık idi. Yalova’da
yapılan bir köşkün çevresindeki meşelerin korunması için orman
mühendislerine sık sık öğüt vermiştir. Gazi Mustafa Kemal, Türklerin
Orta Asya’dan kuraklık ve ağaçsızlık yüzünden göç ettiklerini pek
iyi bildiği için ağaca karşı sevgi ve saygı gösterilmesini teşvik
etmiştir.
Atatürk son günlerinde yeşile duyduğu özlemi
şöyle dile getirmiştir: “Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun.
Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk
ulusunu sonsuzluğa dek yaşatmak için verimli kalacaksın. Türk
toprağı sen, seni seven Türk ulusunun mezarı değilsin. Türk
ulusu için yaratıcılığı göster.”
Not: Bu yazı Cemil Sönmez’in
Türkiye Çevre Vakfı’ndan yayınlanan “Atatürk’ün Tabiat ve Çevre
Anlayışı” adlı kitabından
derlenmiştir.