Hayrettin Karaca
-Bize kısaca özgeçmişinizden bahseder misiniz?
Hayrettin Karaca -4 Nisan 1922 Bandırma
doğumluyum. İlkokul tahsilime Bandırma'da başlayıp İstanbul'da
bitirdim.1940 yılında Boğaziçi Lisesinden mezun oldum. 1949 yılında
da ileride Karaca Örme Sanayii'ne dönüşecek olan firmamı kurdum.1980
yılında Türkiye'nin ilk özel arberatumu olan Karaca Arboretumu'nu,
1992 yılında da TEMA Vakfını kurdum.
-Türkiye sizi özellikle TEMA Vakfı aracılığıyla Erozyon
Dede olarak tanıdı. Halk tarafından bu kadar sevgi ve ilgiyle
karşılanan TEMA'nın kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?
Hayrettin Karaca -Türkiye'yi daha
yakından tanımak amacıyla yaklaşık 320.000 km yol katettim. Bu
gezilerim esnasında 50.000'i aşan sayıda ülkemizin doğası ve erozyon
tehlikesini belirleyen slayt çekerek belge niteliği taşıyan bir
arşiv oluşturdum. Türkiye'nin acı gerçeği erozyon tehlikesi için
birşeyler yapmak , toplumu bu konuda bilinçlendirmek gereğine
inandım. Bu düşüncelerime yakın arkadaşım Nihat Gökyiğit'te sahip
çıktı ve onun desteği ve de katkılarıyla TEMA'yı kurduk.
-TEMA'yı kurarken halktan hiç bu kadar destek alacağınızı
tahmin etmiş miydiniz?
Hayrettin Karaca -Tabii en başta tüm
bunları hayal etmedik. Ama ben hep halkın bu olayı sahipleneceğine
inandım. Çünkü bu problem hepimizin problemi. Ülkemiz bize büyük
imkanlar sağlamış. Hepimiz bu güzel imkanlara sahip olmak istiyoruz.
Herkes birşeyler istiyor. Acaba biz ne kadar veriyoruz ve neler
yapıyoruz? Bakın anayasanın bize verdiği haklar yanında birtakım
görevler de vardır. Ben buradan Türk vatandaşlarına seslenmek
istiyorum. Bu ülkeye olan borcumuzu ödemek istiyorsak bu ülkenin
topraklarına sahip çıkmalıyız. Erozyonu önlemek için herkes elinden
geleni yapmalı. Mesela TEMA Vakfına üye olabilir, çalışmalarını
destekleyebilirsiniz.
-Gönüllü kuruluşların etkinliği hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Hayrettin Karaca -Bakın Türkiye'de ve
dünyada gönüllü kuruluşlar günden güne daha büyük bir etkiye sahip
olmaktadır. Bu kuruluşlar insanların geleceği için hiçbir şahsi
çıkar gözetmeksizin mücadele eden savaşçılara dönüşmektedirler.
Bence gelecek yıllarda da gönüllü kuruluşlar dünya halkları üzerinde
belki en fazla etkiye sahip olan kurumlar olacaklar.
-Erozyon ile ilgili çalışmaları çevre bakanı olarak
yürütmek ister miydiniz?
Hayrettin Karaca -Açıkça söylemek
gerekirse çevre bakanı olmak istemezdim. Çünkü siyasi bir kurum. Ben
TEMA Başkanı Hayrettin Karaca olarak daha büyük bir güce ve etkiye
sahip olduğumu düşünüyorum. Çünkü arkamda bu işi gönüllü olarak
yapan insanlar ve toplumunun desteği var.
-Türkiye'deki toprak kaybı ile ilgili bizi bilgilendirir
misiniz?
Hayrettin Karaca -1 cm toprağın
oluşabilmesi için 200 yıl geçmesi gerekiyor. Tarım yapabilmek için
ise en az 20 cm toprak gerekiyor bu da 4000 yıl demektir. Doğada bu
kadar zor oluşabilen bir toprağı, önlenmesi mümkünken erozyonla
kaybetmek çok acı. Biz Türkler uğruna öldüğümüz bu toprakları sağ
kalınca öldürüyoruz. Her yıl erozyonla o kadar çok toprak yok olup
gidiyor ki… Giden toprakla beraber bizim geleceğimiz de yok olup
gidiyor. Çünkü toprak olmazsa o ülke kalkınamaz, vatandaşları huzur
içinde yaşayamaz. Ben toplumsal barışın topraktan geleceğine
inanıyorum. Ekip biçecek toprağı olan, topraklarından istediği
verimi alan halk ekonomik anlamda da beklentilerini karşılar ve daha
mutlu, huzurlu olur. Bu yüzden topraklarımıza sahip çıkmalı ve onu
verimli kılmalıyız.
-TEMA'nın güzel projelerinden biri de köyleri kalkındırma
projesi. Bu anlamlı proje nasıl doğdu, bize biraz bilgi verir
misiniz?
Hayrettin Karaca -Bu proje göçü
önlemenin temelinde de topraklara sahip çıkmanın gerekliliğini
ispatlamak için ortaya atılmış bir projedir. Bu proje ile
Türkiye'nin geri kalmış köylerinin kalkındırılması ve göçü önlemek
hedeflenmektedir. Bu projedeki köyleri sponsor olan kişiler, bir
şekilde tanıyıp, bildiği desteğe ihtiyacı olduğunu düşündüğü köyleri
evlat edinmiştir. Şükrü Şankaya bey de bu projeye destek vermiş ve
Şükriye Köyü'ne yardım elini uzatmıştır.
-TEMA'nın son dönemde gündemde olan projelerinden biri de
10 milyar meşe palamudu kampanyası. Bizlere biraz da bu kampanya
hakkında bilgi verir misiniz?
Hayrettin Karaca -Erozyonu önlemek için
başlatılan ve dünyanın en büyük ağaçlandırma kampanyası olan bu
kampanya ile Türkiye'nin çeşitli bölgerine 10 milyar meşe palamudu
dikilmesi hedeflenmektedir.Bu kampanyada ağaç cinsi olarak meşe
seçildi. Çünkü çınarın, kavağın hatta çamın yetişmediği alanlar
olabilir. Ama Türkiye'de meşenin yetişmediği alan yok. Sonra meşenin
saçak kök sistemiyle toprağı tutma görevi yanında kazık kökleriyle
de erozyonun tesbit çivisi olma özelliği vardır. TEMA bu kampanya ya
1.000.000 TL, 5.000.000 TL ve 10.000.000 TL verip katılanlara
sertifika veriyor. İşte bu kampanyaya katılarak alacağımız katılım
sertifikası da bence çocuklarımıza gelecek için bırakacağımız en
anlamlı miras olacak.
-Bu güzel mekanı, Karaca Arboretumu'nu bizlere biraz
anlatır mısınız?
Hayrettin Karaca -135 dönüm üzerine
kurulu olan bu alanda 15.000'i ayrı çeşit olmak üzere toplam 45.000
adet bitki var. Burası sadece büyük bir bahçe değil. Bitki gen
merkezi özelliği de taşıyan bilimsel bir kuruluş da aynı zamanda.
Çünkü burada bitkisel araştırmalar da yapılmakta ve döllenme yoluyla
yeni bitki hibritleri üretilmektedir.
-İş yaşantısından sonra da kendinizi yoğun bir sosyal
yaşantının içinde buldunuz. Birçok genç sizin sahip olduğunuz
enerjiye ve dinamizme sahip değil. Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz?
Hayrettin Karaca -Gençler enerjilerini
kaybetmiş, ben de onların kaybettiği enerjiyi buldum. Şaka bir yana
hayata çok bağlı ve sürekli geleceğe bakan, geleceği merak eden bir
insanım. Bizler de çok sıkıntılı günler yaşadık. Gerek ülke
koşulları, gerek iş koşulları gerekse de ailevi koşullar sebebiyle
sıkıntılı günler geçirdik. Çok dertlendik, dünyaya geldiğimize
pişman olduğumuz günler oldu. Ama hiçbir zaman yaşama enerjimizi
kaybetmedik. Hayata hep bağlıydık.
-Geçmişe dönüp baktığınızda hiç özlem duyduğunuz şeyler
oluyor mu? Kendinizi geleceğe nasıl hazırlıyorsunuz?
Hayrettin Karaca -Hayır. Ben geçmişten
anam dışında kimseyi özlemedim, hiç yeniden o günlere dönmek
istemedim. Çünkü ben geleceği istiyorum, geçmişi değil. Bunun için
sürekli okuyarak kendimi geliştiriyor ve beynimi geleceğe
hazırlıyorum. Günde 5 saatimi kitap okumaya ayırmaya çalışıyorum.
Benim bilgilerimi yenileyecek herşeyi okuyorum. Özellikle TEMA
yayınlarını muhakkak okurum.Bana göre okumak ibadettir, okumamak ise
cumhuriyete ihanettir. İnsanoğlu muhakkak okuyarak kendini
geliştirmelidir.
Röportaj: www.yesim.com