Ahmet Bedevi (Manisa Tarzanı)
Sunay Akın'ın “Manisa Tarzanı” adıyla filmi
çekilen “Onlar Hep Oradaydı” adlı eserinde Ahmet
Bedevi'nin öyküsü:
“İşgal orduları geri çekilirken pek çok şey gibi Manisa'yı da
yakar, yıkarlar. Kenti özgürlüğüne kavuşturan Türk ordusunda bulunan
Kerkük Türklerinden “Ahmet Bedevi” adlı asker öylesine tutkundur ki
doğaya; savaş bitiminde Manisa'da kalır. Ağaç dikmeyi, yeşili
korumayı uğraş edinir kendisine. Manisa onun diktiği ağaçlar
sayesinde yağmura ve gölgeliğe kavuşur.
Halk, üstünde yalnızca siyah bir şort olan bu uzun sakallı
adamı çok sever ve “Hacı” diye seslenirler kendisine. Spil Dağı'nda
bulunan kulübesinin yanındaki topu her gün saat 12:00'de ateşlemeye
başlamasıyla Hacı'nın adı “Topçu Hacı” olur. Günlerden bir gün
başrolünü Johny Weismüller'in oynadığı ünlü Tarzan filmi gelir
Manisa'ya. O günden sonra da Ahmet Bedevi “Manisa Tarzanı” diye
anılmaya başlar.
Manisa Tarzanı'nın İstiklal Madalyasına sahip olduğunu pek
çok insan bilmez.
Siyah bir şortun dışında üstüne pek bir şey giymediğinden,
madalyasını takacağı ne bir ceketi ne de bir gömleği vardır
zaten.
8 Eylül 1956 tarihinde Niğde'de bulunan Akdağ'ın Demirkazık
Zirvesine tırmanış yapan Manisa Dağcılık Kulübü öğrencilerinden
Engin Kongar bir kayalıktan düşerek can verir. Kongar, bir tırmanış
sırasında ölen ilk dağcımızdır. Kazadan üç yıl sonra, Kongar'ın
anısına yapılan anıtın açılışına katılan kalabalık genç dağcının
annesi ve Ahmet Bedevi de vardır. Bedevi o gün, genç dağcı gibi
uçuruma yuvarlanan sevgilisini anımsamıştır elbette. (Çok sevdiği
karısıyla bir dağ yolunda yürürken, ayağı kayan kadın uçuruma
yuvarlanır... Ahmet Bedevi, sevgilisinin yanından kayıp gitmesine
engel olamaz, son bir hamle yapsa da tutamaz onu...) Bu duygular
içerisinde Manisa Apaçisi, gözü yaşlı anneye şunları söyler:
Anneciğim hiç merak etme, ben anıtın çiçeklerine bakar, onları hiç
soldurmam.”
MİT ajanı olduğu şüphesiyle yıllarca takip edilen Ahmet
Bedevi gözlerini dünyaya 1963 yılının 31 Mayıs gecesi yumar. Ve
ondan geriye binlerce ağaç ve hepsinde de gözünü objektiften
kaçırdığı fotoğraflar kalır... Bir de açılışına katıldığı anıt!
Keşke hepimiz Ahmet Bedevi gibi arkamızda böyle kalıcı
güzellikler bıraksak!
Sunay Akın
AHMET Bedevi'nin nüfus kayıtlarındaki ismi
Ahmeddin Carlak. 1888'de Bağdat'da doğup Türk ordusunda askerlik
yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katıldı, kırmızı şeritli
İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk
yıllarında Manisa'ya gelip yerleşen Bedevi, sessiz garip bir
insandı. Belediyede süpürgeci olarak göreve başladı, bahçıvan
yardımcısı, itfaiye eri olarak çalıştı. Manisa'yı yeşillerdirmek
için tüm gayretiyle çalışan Bedevi, dayanılmaz sıcaklarda önce atlet
ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya
başladı. Manisa Tarzanı denilen çevre lideri, Spil'de kulübede
yaşamaya başladı, 31 Mayıs 1963'te yaşamını yitirdi.
“Manisa Tarzanı” adıyla yaygın bir üne kavuşan Ahmeddin
Carlak 1899 yılında Bağdat'a yaklaşık 100 km. uzaklıktaki
Samara/Samarra kentinde (ırak) doğdu.
Birinci Dünya Savaşına, ardından da Türk Ulusal Bağımsızlık
Savaşı'na bir nefer olarak katıldı. Bu savaşta gösterdiği
yararlılıktan dolayı Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile
onurlandırıldı.
Cumhuriyet Dönemi başlarında Manisa'ya geldi; kimsesiz ve
yoksuldu. Manisa Belediyesine girdi; ne iş verildiyse yaptı. 1
Haziran 1933 tarihinde 30 lira aylıkla Bahçıvan Yardımcısı oldu. Hep
bu görevde kaldı.
Manisa'yı yeniden yeşillendirmek için var gücüyle çalıştı.
Ağaç dikip yetiştirmeyi kutsal bir görev olarak algıladı.
Dürüstlüğü, çalışkan olmayı her şeyin üstünde tuttu. Yaz kış sadece
siyah bir şortla ve ayağında lastik bir pabuçla kentin sokaklarında,
görkemli Sipil dağında dolaştı. Saç ve sakalını da uzatarak
kişiliğine yaraşır bir görünümle Manisalıların biricik sevgilisi
oldu. Her öğle vaktinde Topkale'deki topu ateşleyerek, günün o
saatini duyurmayı bir görev saydı. Bundan dolayı kendisine “Topçu
Hacı” diyenler bile oldu.
Bir spor adamıydı; yaşamıyla gençlere örnek olmuştu. Manisa
Dağcılık Kulübü üyesi genç arkadaşlarıyla Ağrı, Cilo, Demirkazık,
dağlarına tırmandı. Gittiği her yerde büyük ilgi gördü. Manisa
Dışında başka bir yerde yaşamayı hiç düşünmedi. Sinema tutkunuydu.
Yeniliklere açıktı; okumayı severdi, elinden gazete dergi düşmezdi.
Sipil dağında, Topkale'deki kulübesinde yalnız yaşadı; ne
yatağı, ne yorganı vardı. Üzerine gazete serdiği tahta divanda yatıp
kalktı. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı. Saç ve sakalını özenle tarar,
kendi eliyle çiçeklerden yaptığı güzel kokular sürer, ulusal
bayramlara göğsüne bağladığı palmiye yaprağı üzerine İstiklal
Madalyasını takarak katılırdı. Bundan büyük bir gurur ve sevinç
duyardı.
Dede Niyazi'nin lokantasının bir köşesinde yemeğini yer,
bunun karşılığında lokantaya tenekeyle su taşırdı. Hiç kimseye
borçlu kalmak istemezdi. Kendisine güvenen bir insandı. “Bulaşıcı
bir duygu” olan kaygıya hiçbir zaman katılmadı. Güçlü bir insanda
aranan özellikleri taşıyordu. Efsanevi yaşamıyla hep ilgi odağı
oldu. Özgür bir yurttaş olarak yaşamayı temel ilke saydı. Yaşama
etkin bir biçimde katıldı. Mal, mülk, servet ve makam sahibi olmak
aklının ucundan bile geçmedi. Kent sevgisiyle, kent adına çalıştı.
Adı Manisa ile özdeşleşti.
Manisa Tarzanı 31 Mayıs 1963 tarihinde gözlerini yaşama
yumdu. Görkemli bir cenaze töreniyle çok sevdiği Manisa'da toprağa
verildi.
Manisa Tarzanı doğa ve ağaç sevgisinin simgesi, çevreciliğin
önderi iz bıraktı. Bir çok gazeteci yazar ondan söz etti. Anısına
kitaplar, makaleler, şiirler yazıldı; Manisa'ya anıtları dikildi;
filmi çevrildi. Manisa O'nu unutmadı, unutmayacak.
http://akademi.ku.edu.tr